Pazar, Mayıs 29, 2005


href="http://www.flickr.com/photos/645/15810996/">Mould
Üç gündür safahat ve saadet içerisinde aşkımın lezzetiyle kendimden geçiyorum. Gülriz'in evinde sadece televizyon izlemiyorum, bu bir yaşam biçimi, bilemiyorum. Neden nefes almak desem. Oh evet.

Kredi borçları, bankalar, aylardır babadan alınan ilk yüzlük. Bunlar son günlerin gözde konuları. İşsizliğin pençesinde, çantamda Aylaklığa Övgü ile gezerken, yeşil zeytin yemek için sevgilimin Edremit'teki tanıdıklarına muhtaç olduğumu, eski "Richie Rich" yaşamımın hayli geride kaldığını, şimdi bir ilkokul çocuğu kadar parasız, bir kupka kadar ressam ve bir Zeki Müren kadar sahnelerin yıldızı konumunda bulunduğumu düşündüm.

Neden Mücahit Sezercik kadar cesur değilim ki şu hayatta.

Yıllarca annem babam bildiğim insanlar, evimizi düşman kuşatınca beni dolaba saklarken aslında öz evlatları olmadığımı zikredip kapı önüne "Vatan sağolsun!" nidalarıyla fırlarlar. Onbeş dakika sonra Filistin'li kadınlar tecavüz edecek olan Rum askerleri onları delik deşik ederken ben kendimi ırmaklara atarım.

O ırmak Bayraklı köyüne akan ırmaktır. Tüm köyü kurtarıp Çavuş olurum. Anında kaptığım özel görev için, türkü söylediği zaman aurasında saz ekipleri peydah olan Çavuş amca ile yollara düşüp yanımda vuruluncaya kadar hedefe ilerleriz. Çavuş amcayı vuran Rum kişi ilk kurşundan sonra uyuya kaldığı için beni vuramaz. Cesedinin başında Vatan sağolsun deyip, üniformamda taşıdığım notu karargaha ulaştırırım. Böylece yüzden fazla köyü kurtaıp, Teğmen üniformamla karargâhtan ayrılırım. Sonrasını hatırlamıyorum. Mareşalliğe falan yükseldim sanırım sonunda. Sonunda da dünya başkanı gibi bir şey olduydum diye kalmış aklımda.

Geçenlerde konser verdik grubum Mould ile. Kapıyı kapatırsak sevinirim.